GENÇLİK FORUM

GENÇLERİN BULUŞMA NOKTASI...
 
AnasayfaGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Türk Edebiyatının Dönemleri3

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
admin serdar
Admin
Admin
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 612
Yaş : 27
Nerden : TÜRKİYE/SAKARYA
Personalized field :
Kayıt tarihi : 25/06/08

MesajKonu: Türk Edebiyatının Dönemleri3   Perş. Tem. 03, 2008 3:55 pm

Günümüz Halk Edebiyatı
Genel Özellikler
Türk halk edebiyatı Anadolu’da 13. yy.da Yunus Emre’yle ve 14. yy.da yazıya geçirilen Dede Korkut Hikâyeleri’yle ilk olgun ürünlerine vermeye başlamıştır.

Anadolu’da “ozan”ın ve “kopuz”un yerini “âşık” ve “bağlama” almıştır.

Baştan beri anonim olarak süregelen halk edebiyatı özellikle 15. yy.dan itibaren hem anonim hem de kişisel ürünlerle gelişmesini sürdürmüştür. Son dönem Türk halk edebiyatı sadece kişisel ürünlerle kendini göstermektedir.

Şehirde yaşayan eski halk şairleri divan şiirinden de etkilenmiş* günümüz halk şairleri ise konu ve tema bakımından şiiri daha da genişletmişleridir.

Şekil bakımından halk şiirinde değişiklik görülmez; muhteva ise değişen zamanın ve diğer edebiyat dallarının tesiriyle çağdaşlaşmıştır. Buna rağmen mazmunlar* sıfatlar* dertler* sevinçler aynıdır.

Âşık Veysel* Ali İzzet Özkan* Talibî Coşkun* Erzurumlu yaşar Reyhanî* Şeref Taşlıova* Karslı Murat Çobanoğlu günümüz halk şiirinin başlıca temsilcileridir.

Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı


Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet’in ve Tasavvufun etkisiyle ortaya çıkmıştır.

İslâmiyet’in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf* zamanla edebî eserlerde de işlenmiş* din ve tasavvuf* edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır.

Tasavvuf* fizik ötesi gerçekleri* insanı* insanlığı ve evreni kapsayan bir düşünce düzeni* bir din felsefesidir. Kalbi dünya alâkalarından ayırarak* Allah sevgisiyle doldurmayı amaçlayan tasavvuf* bir düşünüş ve inanç sistemidir. İçinde yaşadığımız âlemin esrarı nedir? Niçin yaşıyoruz? Niçin geldik bu dünyaya? Biz neyiz? Yaşamanın anlamı* var olmanın aslı* gerçek başlangıç ve son nelerdir? İşte tasavvuf bu sorulara cevap vermeye çalışır.

Tasavvufa göre her şeyin kaynağı Tanrı’dır. Evrenin varlığı Tanrı’nın güzelliğinin yansımasıdır. Tanrı tek güzelliktir ve tek varlıktır. İnsanlar da Tanrı’nın birer parçasıdır. İnsan yaratılmakla* dünyaya gönderilmekle aslında gurbete gönderilmiştir. Herkes ona kavuşmak için çalışmalıdır. O’na kavuşmak için çabalayanlara ve O’nun mutlak ve eşsiz güzelliğine hayran olanlara âşık denir. Mutasavvıf ise âşık olmanın yanı sıra* tasavvuf felsefesini yazı ve şiirlerinde işleyen* insanlara tasavvufu* dolayısıyla insan ve Allah sevgisini aşılayan kişilerdir.

Bunlardan Hoca Ahmet Yesevî (Öl.1167)* Anadolu Türklerinin geliştirdiği tasavvuf edebiyatının ilham kaynağıdır. Onun Divan-ı Hikmet adlı tasavvufî eseriyle ve Orta Asya’dan Anadolu’ya gönderdiği öğrencileriyle Türk Tasavvuf edebiyatının XIII. yy.da temelleri atılmıştır. Bu edebiyat* Bektaşîlik tarikatiyle gelişmiş* Yunus Emre ile en mükemmel anlatım yeteneğine ulaşmıştır.

Yunus Emre’yi bu kadar üne kavuşturan bir başka özellik de dinî-tasavvufî konuları ayrımsız bir insan sevgisiyle anlatmış olmasıdır. XIII asrın ikinci yarısıyla XIV. Asrın başlarında yaşamış olan Yunus Emre* şiirde çığır açmış büyük sufî ve şairdir. Yunus Emre; Divan* Aşık* Tekke ve Tasavvuf Edebiyat tarzlarının her üçünde de etkili olmuştur. Eserlerini sade bir dille söylemiş* hem heceyi hem aruzu kullanmış* lirik şiirin en güzel örneklerini vermiştir.

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir.

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil* dinî-yazavvufî düşünceyi yaymaktır. Şair* mensup olduğu tarikatin düşünce sistemini* felsefesini yaymak için şiiri bir araç olarak kullanmıştır. Bunda anonim halk edebiyatının büyük etkisi olmuştur.

Tekke şairlerinin çoğu tarikatlerde yetişmiş şeyh ve dervişlerdir. Onlar dinî inançları yasaklama ve korkutma yöntemiyle değil* insanı* Allah’ı* tabiatı* cenneti vb. sevdirmekle yaymışlardır.

Tekke şiir* halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır.

Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır.

Dil sadedir* çünkü halka yöneliktir.



Önemli temsilcileri:

13. yy: Mevlânâ* Sultan Veled* Yunus Emre (Divan* Risaletün-nushiye)

14. yy: Âşık Paşa

15. yy: Süleyman Çelebi* Hacı Bayram Veli* Eşrefoğlu Rumî

16. yy: Pir Sultan Abdal



C. Klâsik Türk Edebiyatı


Divan Edebiyatı başlangıçta iki yabancı gelenek olan Arap-Fars (özellikle Fars) edebiyatları geleneğine dayanarak kurulmuş* zaman içinde taklidi aşan Osmanlı terkibi ve üslûbuna ulaşarak millî edebiyat hüviyetini kazanmıştır.

Klâsik Türk edebiyatı gibi Batı tesirinde gelişen Türk edebiyatı da zamanla kendi benliğini kazanmıştır. Doğuş ve gelişme serüvenleri birbirine benzer.

İslâmîyet’in yerleşmesi sürecinde oluşmaya başlayan bir edebiyattır. Bundan dolayı konuları arasında din* Allah* peygamber* tasavvuf vb. önemli bir yer tutar.

13-19. yüzyıllar arasında ürün veren bu edebiyata şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen yazmalarda toplamaları dolayısıyla Divan edebiyatı denir.

Bu edebiyat* medrese kültürüyle yetişen aydın şairlerin Arap ve İran edebiyatını örnek alarak oluşturdukları klâsik bir edebiyattır. Zamanla bu taklit sona ererek özgünlük yakalanmıştır.

Klâsik Türk edebiyatı* eski Türk edebiyatı* yüksek zümre edebiyatı diye de adlandırılır.

Aydın tabaka* yüksek zümre edebiyatı denmesinin sebebi bu edebiyatı yapanların ve ona ilgi gösterenlerin seçkin çevrelerden oluşu olarak gösterilir. Bu bir iddiadan öteye gitmiş değildir.

Klâsik edebiyatta nesirden çok nazım önemlidir. Nesirde de nazım unsurları (seci* ahenk vb) kullanılmıştır. Nesirdeki dil nazma göre daha anlaşılmazdır.

Bu edebiyatta şekil ve muhteva bakımından belirli kalıplar vardır: güzellik anlayışı* mecazlar...

Tezkireler* şairlerin hayatlarını anlatan ve şiirlerinden örnekler veren eserler olarak bu edebiyatın tarihinin ve başarısının vesikalarıdır.



Divan Şiirinin Başlıca Özellikleri


Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır.

Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra* bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapçada* daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde* en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urducada gelişmiştir.

Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.

Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır.

Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.

Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü* sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır.

Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır* tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.

Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.

Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.

Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.

Sanat için sanat ön plândadır.

Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.

Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır. Aşk* sevgili* ölüm* ıstırap* şarap* övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır. Soyut konular işlenir.

Duygu ve düşünceler* kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır. Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır. Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır.

Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.

Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur.

Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü* söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar.

Divan şairi daima aşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur* onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir. Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır. Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez.

En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki* Fuzuli* Nedim ve Nefi'dir.


Divan Nesri

Divan edebiyatında nesre inşa* nesir yazana münşi* nesirlerin toplandığı eserlere münşeat denir. Nesir türündeki eserler; tarihler* münşeat* tezkireler; ilmî* dinî ve ahlâkî eserlerdir.

_________________
@[)M!N ------>>>> $€R[)@R Y@ZICI
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://genclik.0forum.biz,   www.aybisoft.com  bütün web siteler
 
Türk Edebiyatının Dönemleri3
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GENÇLİK FORUM :: Eğitim :: Liseler :: Türkçe Ve Edebiyat-
Buraya geçin: